sulama kanalında yüzen sakat çocuklar var.
kolları, bacakları, parmakları, kulakları eksik çocuklar.
karanlığın içinde ağır ağır ilerliyorlar. ay ışığı aydınlatıyor iki taraflarında koşturan tombul fareleri.
sulama kanalında yüzen sakat çocukların suratlarında şekiller var.
annelerinin kızlık soyadlarını nasıl öğrendiklerinin hikayesini anlatan şekiller.
balkondaki çamaşırların arasında bulduğum kaplan dişinin üzerinden okudum diyor bir şekil.
diğeri ise deterjan kutusunun içine avucunu daldırdığında parmaklarının arasından süzülen mavili beyazlı toz parçalarının arasında parıldayan yıldız tozlarından bahsediyor.
sulama kanalında yüzen çocuklar, toprağa saplanmış bombaların hayalini kuruyorlar.
bir anda değişiverse herşey diyorlar.
pencerelerden taşıveren alevlerin kızarttığı martıları gözlerinin önüne getirip suyun içinde birbirlerine dokunuyorlar.
şehvet?
belki de.
belki de etrafı dumana boğup kanalın dibindeki çamur yığının içine boylu boyunca uzanmak için haklı bir sebepleri var.
sulama kanalında yüzen çocuklar,
birbirlerini boğuyorlar.
terliyorum...
26 Temmuz 2010 Pazartesi
III
kayıp kelimeler.
sadece, savaştan yeni çıkmış bir şehirde yaşayabilmenin hayali var. toplu mezarların üzerinde ıslık çala çala yürümek, buharlaşan nefesim, botlarımın altında çatırdayan kozalaklar.
toplu mezarları süslemenin en pratik yolu çam ağaçlarını kullanmaktır bence.
estetik.
sadece, savaştan yeni çıkmış bir şehirde yaşayabilmenin hayali var. toplu mezarların üzerinde ıslık çala çala yürümek, buharlaşan nefesim, botlarımın altında çatırdayan kozalaklar.
toplu mezarları süslemenin en pratik yolu çam ağaçlarını kullanmaktır bence.
estetik.
10 Temmuz 2010 Cumartesi
II
salonun ortasındaki yeşil koltuğun etrafında koşturuyor çıplak şeytanlar.
şakacılar.
kelimelerden örülmüş kolyelerden bahsediyorlar.
onlar konuşmak için değil, boyna asmak içindir diyorlar.
tuhaf.
kafam karışıyor.
bıçağımı karnıma daldırıp şöyle bir çeviriyorum.
midem miydi o parçalanan?
salonun ortasındaki yeşil koltuğun bacaklarına dolanıyor kör yılanlar.
dilleri karanlığın içinde parlıyor.
soğuk soğuk sürtünüyorlar ayaklarıma, kıpırdayamıyorum.
bütün bu olan biten diyor doktor,
ellerini masasının üzerine sermiş,
bütün bu olan biten beyin kıvrımlarının arasında çürüyen cesetlerin suçu.
inanmalı mıyım?
baharatçının oğlunu düşünüyorum böyle akşamlarda.
ahırın ortasında sallanan vücudunu,
morarmış suratını ve inek pisliğine bulanan paçalarını.
salonun ortasındaki yeşil koltuğa gömülüyorum.
her nefeste biraz daha derinleşiyor dünya,
balkonlar, duvarlar, otobüsler, perdeler.
kelimeler ve nesneler.
şeytanlar haklılar. boynuma asmak zorundayım sanırım onları.
salonun ortasındaki yeşil koltuk beni bekliyor.
duvara sürtüldüğü anda ateş alan o kibritlerden birine dönüşmek istiyorum.
şakacılar.
kelimelerden örülmüş kolyelerden bahsediyorlar.
onlar konuşmak için değil, boyna asmak içindir diyorlar.
tuhaf.
kafam karışıyor.
bıçağımı karnıma daldırıp şöyle bir çeviriyorum.
midem miydi o parçalanan?
salonun ortasındaki yeşil koltuğun bacaklarına dolanıyor kör yılanlar.
dilleri karanlığın içinde parlıyor.
soğuk soğuk sürtünüyorlar ayaklarıma, kıpırdayamıyorum.
bütün bu olan biten diyor doktor,
ellerini masasının üzerine sermiş,
bütün bu olan biten beyin kıvrımlarının arasında çürüyen cesetlerin suçu.
inanmalı mıyım?
baharatçının oğlunu düşünüyorum böyle akşamlarda.
ahırın ortasında sallanan vücudunu,
morarmış suratını ve inek pisliğine bulanan paçalarını.
salonun ortasındaki yeşil koltuğa gömülüyorum.
her nefeste biraz daha derinleşiyor dünya,
balkonlar, duvarlar, otobüsler, perdeler.
kelimeler ve nesneler.
şeytanlar haklılar. boynuma asmak zorundayım sanırım onları.
salonun ortasındaki yeşil koltuk beni bekliyor.
duvara sürtüldüğü anda ateş alan o kibritlerden birine dönüşmek istiyorum.
1 Temmuz 2010 Perşembe
I
çölü geçen çingeneler,
sekiz yaşındaki şişman atın bağırsaklarından okuyorlar geleceklerini.
kum tancikleri yapışıyor zihinlerine
yudum yudum şarap
ve senelerce sürecek yürüyüşlerinin hayalini kuruyorlar.
çölü geçen çingeneler ,
ellerini başlarının üzerine koyup selam veriyorlar beni gördükleri zaman.
çarpık ağızlarının içinde parıldayan altın dişlerinin üzerine düşen yansımam...
benim.
ve parmaklarım bu kadar titrek değildi sanki diyorum su tulumumu kafama dikerken.
esmer kızın boyun kemikleri,
sidik, ter ve tavşan yahnisi kokusu.
çölü geçen çingenelerin peşinden gidiyorum.
peki öte tarafta birşeyler bekliyor mu beni?
neden aynı uyarı var öyleyse tüm bıçakların saplarında?
ve neden mücadele etmeli,
çölü geçen bir çingenenin yarını görebilmesi için!
belki de boşunadır kumun üzerinde iz bırakmaya çalışmak.
soru işaretleri çizmek, boylu boyunca yere uzanmak.
kendi ayak izlerinin etrafında döndüğünün farkına vardıktan sonra,
tüm kokular sana aynı kelimeleri anımsatacak..
sekiz yaşındaki şişman atın bağırsaklarından okuyorlar geleceklerini.
kum tancikleri yapışıyor zihinlerine
yudum yudum şarap
ve senelerce sürecek yürüyüşlerinin hayalini kuruyorlar.
çölü geçen çingeneler ,
ellerini başlarının üzerine koyup selam veriyorlar beni gördükleri zaman.
çarpık ağızlarının içinde parıldayan altın dişlerinin üzerine düşen yansımam...
benim.
ve parmaklarım bu kadar titrek değildi sanki diyorum su tulumumu kafama dikerken.
esmer kızın boyun kemikleri,
sidik, ter ve tavşan yahnisi kokusu.
çölü geçen çingenelerin peşinden gidiyorum.
peki öte tarafta birşeyler bekliyor mu beni?
neden aynı uyarı var öyleyse tüm bıçakların saplarında?
ve neden mücadele etmeli,
çölü geçen bir çingenenin yarını görebilmesi için!
belki de boşunadır kumun üzerinde iz bırakmaya çalışmak.
soru işaretleri çizmek, boylu boyunca yere uzanmak.
kendi ayak izlerinin etrafında döndüğünün farkına vardıktan sonra,
tüm kokular sana aynı kelimeleri anımsatacak..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)