31 Mayıs 2010 Pazartesi

II

büyünün içine biraz turuncu karıştırmalısın.

diyordu korkulukların üzerinde oturup beni seyreden karga.

büyünün içine biraz turuncu karıştırmak. tuhaf. renkleri bir kenara bıraktıktan sonra parmak uçlarını koklamaya çalışmak gereçekten de tuhaf.

doğruluyorum. benden uzaklaşan birşeyler var sanki. tadı apartman boşluğuna benzeyen şeyler. güvercin yumurtalarına benzeyen şeyler. fare pisliğine, ıslanmış izmarite ve kurumuş kan damlalarına benzeyen şeyler.

sinirleniyorum böyle zamanlarda. boynumu doğrultup kargaya tükürüyorum. kanatlarını oynatıyor. tembel karga diyorum, sana meşe köklerinden hazırlanmış iksirler içirmeli diyorum. karga alınıyor, meşe köklerinden bahseden hikayeler çoktan kül oldu diye homurdanıyor. umarsamıyorum.

karga gittikten sonra rusya'ya giden yolcu uçaklarını düşüneyim madem diye düşünüyorum. gülümsemek eğlenceli. yeni bir sigara ve çay.

gerçekten de tüm büyülere biraz turuncu karıştırmalı...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

I

oldukça büyük bir balkondu ve pazar yerinden yükselen kokular bizi rahatsız edemez olmuştu.
tezgahlarda sergilenen köpek leşlerini seyrederken çayımı yudumluyorum. damla damla ter süzülüyor alnımızdan aşağıya. karanlık, sıcak ve enteresan.

adamın biri seksen altı model kamyonetinin kasasına çıkmış haykırıyor, burada ne işim olduğunu bilene tam doksan dokuz adet gazoz ağacı fidesi veriyorum!

portakal bahçelerini düşünüyoruz bu sırada. rüzgarı, hışırdayan yaprakları, gölgeli kovuklarda titreyen eroinmanları düşünüyoruz. ürperiyoruz, gülümsüyoruz, çayımızdan koca bir yudum alıyoruz ve bardağımızı altı kat aşağıya sallıyoruz.

ne kadar da tuhaf diyor omzumuza konan sivrisinek. ne kadar da tuhaf diye tekrarlıyoruz. bardak parçalanıyor, adam fideleri ateşe veriyor ve tezgahlardaki köpekler birer ikişer canlanmaya başlıyor.

tıp tıp. soru şu, portakal bahçesi mısır tarlasının yerini tutar mı?

28 Mayıs 2010 Cuma

VII

o noktaya bambu çubukları sokulur. içlerine de mezarlıklarda biten çiçeklerin yapraklarından elde edilen sulardan doldurulur.

ya da,
sol avucunda sakladığın kertenkele kuyruğunu, fare yılının son gününde ölmüş bir falcıya teslim etmen gerekir.

çünkü sol avucunda sakladığın kertenkele kuyruğu, kanatları yolunmuş bir sineğin suratındaki gülümseme kadar değerlidir.

VI

çamaşır iplerine doladıkları ayakları var.
baş aşağı sarkıyorlar. kollarını göğüslerinde kenetleyip ciddi gözükmeye çalışıyorlar.

minik parmaklar giriyor rüyalarıma, kurutulmuş parmaklar. ağustos sabahlarında kör kargalar tarafından gagalanan parmaklar.

tuhaf.
zamanlar yaşadığımızı ilan ediyor köyün topal imamı.
arka ayaklarının üzerine oturup biz gerçek olamayız diye haykıran sokak köpeklerini taşlayan ev hanımlarını gördüğü zaman.

dediğim gibi,
çamaşır iplerine doladıkları ayakları var.
baş aşağı sarkıyorlar ve kollarını göğüslerinde kenetleyip ciddi gözükmeye çalışıyorlar.

tüm uykular aynı kapıya açılıyor artık. koridorda salyangoz ölüleri ve kalender kurbağalar...