4 Eylül 2011 Pazar

VII.




bitti.

daha fazla kelimeye ihtiyaç yok zira.

tepedeki eve çekiliyorum. kendi kendime yıkım düşleri kurmaya.

sizler de, devam edin hikayeler okumaya.

31 Temmuz 2011 Pazar

VI.

tanrı bizi kışın altına saklanmış merhametten korusun.

kar tanelerinin temizliğinden,
aralık rüzgarının ninnisinden korusun bizi tanrı.
yoksa battaniyelerimizi çenemize kadar çekmek zorunda kalacağız.

tanrı bizi ayazın adaletinden korusun.
çam yapraklarından aşağıya uzanan buz parçalarından korusun bizi tanrı.
yoksa donup kalıverecek beyin kıvrımlarımızın arasında dolanan hayaletler.

tanrı bizi camlarımızı işgal eden buğudan korusun.
sobada çıtırdayan çıra parçalarının çağrısından korusun bizi tanrı.
yoksa ateşe vermek zorunda kalacağız dünyanın tüm oturma odalarını.

tanrı bizi aralık sabahlarının aydınlığından korusun.
eşyanın üzerini örten kristal parçalarının büyüsünden korusun bizi tanrı.
yoksa dayanamayacağız, kendi parmaklarımızla yeşil gözlerimizi oyacağız.

26 Haziran 2011 Pazar

V.

uyandık.

ölüleri güldürmeye geliyoruz.

beyaz şehir, kemik tarlalarında eğlenen çingene evlatlarının saçlarını kesmeye geliyoruz.

yürümeyi anımsadık.

asma kilitlerin arasından süzülmeye geliyoruz.

beyaz şehir, kirli çamaşırlarının altında sakladığın şarap küplerini parçalamaya geliyoruz.

şiirler söylüyoruz.

gökyüzüne saldığın büyüleri yeniden örmeye geliyoruz.

beyaz şehir, pencere kenarlarında yağmurun sesini dinleyen kocakarıların rüyalarına girmeye geliyoruz.

beyaz şehir!

bak baykuşlar uçmaya başladı yeniden.

oradayız yakında, aç sokaklarını ve mezar taşlarını, suratsız topraklarının üzerinde çıplak ayakla dans etmeye geliyoruz!

16 Şubat 2011 Çarşamba

IV.

kafama saplanan merminin üzerindeki kelimeler,
kudurmuş ateş böceklerinden bahsederler.

gökdelen yıkıntıları arasında uçuşan...

8 Şubat 2011 Salı

III.

kolumu sarkıtıyorum camdan aşağıya.

rüzgar. yanımdakinin saçlarını dağıtıyor. motorun uğultusu. kızgın asfaltın üzerinde kayıp giden lastikler ve okyanus, ötelerde bir yerlerde.

arkamızda, alev almış beton santralleri var.
apartmanlar.
paspaslar.
seyyar tatlıcılar ve gemici barları var.

tuhaf.

okyanusun kokusu geliyor burnuma. rahatlıyorum.

hızlanıyoruz.

29 Ocak 2011 Cumartesi

II.

zaman tuhaf bir hayvan. öfkeli ya da. dişleri var, sarı, keskin kocaman. peşimden geliyor. ben koşarken sizler de yanımdan geçip gidiyorsunuz. görüntüler. binalar, sesler, kokular. parçalanan pencereler, sobadan yayılan sıcaklık, sehpanın üzerinde duran çakmak.

mucizevi. görebilmek. sehpanın üzerinde duran çakmağı saatlerce izlemek. canavarı da kaçışı da isimleri de unutmak. kapağıyla, kaplamasıyla, üzerinden yansıyan ışıklarıyla orada duruyor olması. var olması. benim gibi ya da balkonumda çürüyen güvercin cesetleri gibi.

o kadar güzel ayarlanmış ki her şey. derme çatma tekelcilerden tut da nehirlere kadar. üzerinden kayıp geçiveriyor insanın evren. düzen. her şey durması gerektiği yerde duruyor. aralarında dolaşırken fark ediveriyor insan. gözleri kararıyor, şakakları karıncalanıyor.

bir süre sonra öyle içinden çıkılmaz bir hal alıyor ki. sırf bir şeylerin yerini değiştirmek için yaptığın kişisel sabotajlar bile düzenin bir parçasıymış gibi görünmeye başlıyor. evren üzerindeki lekeleri bile kendisininmiş gibi göstermeyi becerebiliyor. o yüzden manası yok artık. duvarlara anlaşılmaz şifreler karalamanın, evleri kundaklamanın, asansör camına gün batımında darağaçlarını gösteren resimler kazımanın. halbuki ne güzeldir idam edilmiş kedinin görüntüsü.

ayakları boşlukta sallanır, cansız gövdesinin gölgesi kulaklarıma kadar uzar.

3 Ocak 2011 Pazartesi

I

konserve kutuları.
teneke.
çatlak duvar, yosun tutmuş kapı.
eşyanın şiiri ve bir yerlerde birileri.

karanlığın içinde nefes alıp verdiğini duyabiliyorum.
tiktaktiktaktiktaktiktak.
gün neden bu kadar erken doğuyor?
titre ve takıl. ışıl ışıl parlayan çekecekler var bu evrende.

eğer doğru yere bakmayı becerebilirsen,
ateşe verdiğin tüm oturma odalarının yeniden hayata döndüğünü görebilirsin.
nefesini tut,
sus!