31 Ağustos 2010 Salı

II

bir avuç domates tohumu serptim ihtiyarın kafatasına,
ben sadece maziyi biraz renklendirmek istedim.


sıkıntıdan,
birbirimizin parmaklarını kemirirdik yağmur başladığı zaman,
tamı tamına kırk iki gün boyunca yağardı,
durmadan,
çatıya vuran damlaların sesi!
rüzgarın etkisiyle secdeye kapanan ağaçlar,
cadılar, kediler ve kurbağalar.
balkonda oturup izlerdik,
ruhlarımızın yeşil yeşil küflenmesini,
komik,
kazaklar giyerdi o günlerde babalarımız.
bakar bakar acırdık işte hallerine,
ne yaptığımızı bilmeden, kanlı göz bebeklerimizi dolaştırırdık daracık omuzlarında.


ne kadar da yorgun gözüküyorlardı.
ve nasıl da fark edemezlerdi üzerimizden parça parça dökülen cinneti.
bütün bu olan biten...
sanki biraz,
durulur gibi olduğunda yağmur,
ürperir miydik sence gerçekten de?
bizim de aklımıza gelir miydi,
kilometlerce öteye uzanan otoyolların kıyısındaki tilki leşleri?
bilmiyorum.
hatırlıyorum.
dalgın dalgın yağmuru izlerken birbirimizin parmaklarını kemirir,
daracık omuzlu babalarımıza benzememek için dualar ederdik.
amin!


bir avuç domates tohumu serptim ihtiyarın kafatasına.
ben sadece maziyi biraz renklendirmek istedim.

Hiç yorum yok: