tezgahlarda sergilenen köpek leşlerini seyrederken çayımı yudumluyorum. damla damla ter süzülüyor alnımızdan aşağıya. karanlık, sıcak ve enteresan.
adamın biri seksen altı model kamyonetinin kasasına çıkmış haykırıyor, burada ne işim olduğunu bilene tam doksan dokuz adet gazoz ağacı fidesi veriyorum!
portakal bahçelerini düşünüyoruz bu sırada. rüzgarı, hışırdayan yaprakları, gölgeli kovuklarda titreyen eroinmanları düşünüyoruz. ürperiyoruz, gülümsüyoruz, çayımızdan koca bir yudum alıyoruz ve bardağımızı altı kat aşağıya sallıyoruz.
ne kadar da tuhaf diyor omzumuza konan sivrisinek. ne kadar da tuhaf diye tekrarlıyoruz. bardak parçalanıyor, adam fideleri ateşe veriyor ve tezgahlardaki köpekler birer ikişer canlanmaya başlıyor.
tıp tıp. soru şu, portakal bahçesi mısır tarlasının yerini tutar mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder