yokuştan aşağıya koşmanın faziletleri üzerine düşünürken dudaklarından bir şiir dökülsün mesela. babam kızıordu'da bir subay olsa diye başlayan saçma sapan bir şiir. gülümsesen, keyfin yerine gelir gibi olsa, şiiri bir çırpıda besteleyip ıslıkla çalmaya başlasan, ellerini ceplerine soksan, balkona çıksan,
ne değişirdi ki çalılıkta uyuklayan?
sana beklediğin gibi bir hikaye anlatmış olsam, salyangozlar şarkı söylemez gibi cümleler sarf etsem, kafamı sallasam, sigara yaksam, konuyu dağıtıp başka başka şeyler anlatsam. binanın önündeki kuyudan dışarı fırlayan farelerden bahsetsem mesela. kuyudan fırlayan fareler,
ne kadar da büyükler!
kuyruklarını sallayıp, kulaklarını diktiler, dişlerini ayak parmaklarımıza geçirip kosinski'den bahsettiler. merdivenleri geçtiler, kapıları kırdılar ve salondaki sehpanın üzerine çıkıp size seslendiler,
soldan sağa veya yukarıdan aşağıya!
boşlukları doldurmaya bir kere başlama çalılıkta uyuklayan, sonra aklına bir türlü dökülmeyen yağmur damlaları geliverir, bulutların arasından kafasını uzatan kızıl sakallı çocuğun söyledikeri girer kanına, ne yapayım der kızıl sakallı çocuk, kendimi baskı altında hissediyorum,
yoksa hissetmiyor muyum?
aslında bütün olan bitenden haberdarsın değil mi çalılıkta uyuklayan? en azından bu konulardan bahseden bir kitap okumuşluğun vardır. ya da bir yerde duymuşsundur ya da filmini izlemi...
babam kızılordu'da bir subay olsa
kocaman ellerinde, ucu sivri sopalar tutsa
yokuştan aşağıya yuvarlanan tombul fareleri,
kafalarından vursa...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder