13 Eylül 2010 Pazartesi

IV

Uyku

damla damla yırtılan göz bebeklerin,
öğlen güneşinin altında çatırdayan bataklığın kıyısına dönüyor.
meşe yapraklarının etrafını saran kelimeleri görüyorsun bu sayede.

tuhaf,
solgun ya da tehlikeli olabilirler pekala.
ya da sonbahar rüzgarı gibi kokup, kedi kuyruklarını andırırlar.
sen seç.
zira yeni başlıyor.

Rüya

hep mutfak raflarını istila eden salyangozlardan bahsediyor senin evreninde.
koridordaki fısıltılar.
ve hışırtısı annenin hayaletinin üzerindeki geceliğin.
soğuk,
zamanlarda yaşıyorsun işte düpedüz.
babandan ödünç aldığın işaret parmaklarını dolaştırıyorsun aynadaki çeneyi süsleyen yara izinin üzerinde.

Acı

o kadar gerçek ki,
kendini bataklığın ortasındaki meşenin en yaşlı dalına asasın geliyor.
kalkıp nefesini kesesin.
bırak yutsun bataklık topuklarını diye mırıldanıyorsun.
ayna parçalanıyor,
kesiliyor babanın parmakları ve kendi kanın ıslatıyor yanındakinin çıplak ayaklarını.

Uyan

ve doldur artık çemberin içine nefesini.

Hiç yorum yok: